| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Ana Sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar
1 "londra" etiketi kullanan gönderi "londra" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Aug
03
    
 

Birçok sinema tarihçisi sinemanın babası olarak Fransız Lumiere Kardeşleri gösterse de iki ismi unutmamak gerekir: Max Sklandowsky ve kardeşi Emil. Ne var ki 1 Kasım 1895'teki ilk gösterimleri hareketli görüntüler yerine resimleri ard arda gösteren makineleri nedeniyle çok da önemsenmedi ve Berlin'deki bu ilk gösterim tarihten silinip gitti.

Şüphesiz sinemanın bu noktaya gelmesinde başka birçok kişinin de emeği olsa da bir şeylerin eksik olduğunu gören August ve Luis Lumiere kamera ve projeksiyon makinesini birleştirerek 'sinematograf'ı geliştirdiler ve bu sayede sinemanın öncüleri olma ünvanını kazandılar. İlk gösterimlerinden yaklaşık iki ay sonra (28 Aralık 1895), Lumiere Kardeşler Paris'te bir kahvede yirmi dakikalık ilk filmlerini gösterdiler. Otuz üç kişinin biletle girip izlediği bu sessiz program o dönem insanları için oldukça yeniydi. O kadar ki, bir trenin gara girişini konu alan gösteri sırasında izleyiciler trenin kahveye çarpacağını düşünüp dışarı kaçmaktan kendilerini alamadılar!

Hayatta erken pes etmemek gerekir. Londra ve New York'ta birkaç film gösterisinden ve1897'de ilk sinema salonunu açtıktan sonra, bu iki kardeş sinemanın çok bir geleceği olmayacağını düşünüp yerlerini Georges Melies isimli bir illüzyonistte devrettiler ki bu isim daha sonra 531 kadar film yönetecek olan büyük bir yapımcı olarak karşımıza çıkacaktır. En ünlü filmi: Ay'a Seyahat - La Voyage dans la Luna. Melies'e göre sinemada eksik olan düşsellikti, bir illüzyon belki de. Sadece gerçeklik sıkıcı olmaya başlamış ve bu sıradanlık onu yeni arayışlara sürüklemiştir. Bu arayışların sonucu olarak Melies fotoğraf hileleri kullanmaya başlamış ve gerçeküstü

filmler ortaya çıkarmıştır. Sinema alanındaki gelişmeler tüm hızıyla sürüyordu. Melies elle renklendirme ve "stopmotion" özelliklerini kullanan ilk yönetmendi ki bu teknik Lumiere Kardeşler`in 1902'de'autochrome' tekniğini bulmasına kadar kullanılmıştır.

 Bunun yanında sinema dünyasına 1897'de girmiş ancak kayda değer bir film çekemediği için göz ardı edilmiş olan Thomas Edison 35 mm film şeridini bulmuştur.

 Savaş her şeyi olduğu gibi sinemayı da etkilemiştir. O zamana kadar gelişmeler Avrupa ve Amerika'da sürerken savaş sonrası sinema, gelişimini Amerika'da sürdürmüştür; ancak sinemanın sanat alanındaki gelişimi Avrupa'da olmuştur. Aynı dönemde Amerika`da daha çok ticari yapımlar öne çıkmaya başlamıştır. Savaş sırasındaki baskılar sinemada birçok akımın doğmasına neden olmuştur, bunlar:

1.Dışa Vurumculuk:

1900'lu yıllarda görülür. Savaş sonrası dönemdeki kargaşa bu akımı ortaya çıkardı. Başkaldırılardan etkilenmiş bilinçaltının yansımasıdır. Filmlere kaba görüntüler hakimdir

ve mutlu hayata özlem başlıca konulardandır. Özellikle Alman sinemasında yaygın olarak görülmüştür. Bu akımın doğuşu sinemada devrim niteliğindedir.

2.Şairane Gerçekçilik:

Tahmin edileceği gibi Fransız Sinemasında görülmüştür. Islak sokaklar, kır kahveleri, evlilikleri mutsuz geçen kadınlar, yasak aşklar, umutsuz katiller başlıca temalardır.

3.Yeni Gerçekçilik:

1945 sonrası İtalya'sında görülür. Bu dönemde yönetmenler kameralarını sokağa taşıdılar. Doğal ışık kullandılar. Roller doğaçlama oynanıyordu, senaryo yoktu. Filmlere konu olarak işsizlik ve ekonomik sorunlar hakimdi. Kamera hareketlendi. Bu akımın bilinen en önemli filmi 'Postacı Kapıyı İki Kere Çalar'dır.

4.Yeni Dalga:

Ellili yıllarda sadece Fransa'da varolmuş bir akımdır. Asıl çıkış amacı Hollywood'a rakip

olmaktır ve sinemaya hak ettiği değeri vermektir. İlk kez başka filmlere göndermeler bu akımla yapılmıştır. "Tarantino Tarzı" denen çarpıcı geçişler ve uyumsuz sahneler ilk kez bu akımda ortaya çıkmıştır. Toplumdan uzak bunalımlı öğrenciler baş kahramanlardır.

5.Özgür Sinema:

Çalışan sınıfının problemlerini ele alır. Bu akım politikaya dahi yansımıştır.

6.Yeni Sinema:

1960'lı yıllarda Brezilya'da görülür. Kültürel filmler yapmayı hedeflemiştir. Folklorik öğeler hakimdir. Ancak ekonomik krizlerle amacından sapmış ve yabancı etkilerden nasibini almıştır.

7.Deneysel Sinema:

Sıradan olmayan, gelenekleri önemsemeyen bir yapıya sahiptir. Sinema tarihi boyunca var olmuş ve olacaktır.

Neden Hollywood?

Avrupa'da savaş devam ederken Amerikan Sineması altın çağını yaşıyordu. Günümüzün dokuz büyük yapımcı şirketinden ilk önce Paramount Pictures kuruldu. 1913 yılında Jesse Lasky, avukatı Samuel Goldwyn ve Cecille B. De Mille adında bir aktörle birlikte bu şirketi kurdu. İlk olarak bir"western" filmi çekmeye karar verdiler (The Sguav Man). Çekim Arizona Flagstaff'ta yapılacaktı. Yönetmen De Mille Flagstaff'a geldiğinde kötü havanın da etkisiyle- burayı hiç beğenmedi. Trene atladı ve yolculuğu Hollywood'un güneşli ve huzurlu ortamında sona erdi. Burada bir depo kiraladılar.Asıl anlamıyla ilk stüdyo 1915'te Universal tarafından kurulmuş olsa da Mille'nin deposu ilk stüdyo olarak gösterilebilir. Sadece bu küçük kaprisler sonucu değildir, mutlaka başka nedenleri de vardır ama Hollywood'un öyküsü bu şekilde başlıyor. Daha sonraları bu şirketleri United Artist, Warner Brothers, Colombia, MGM, RKO ve 20th Century Fox izledi. Bu hızlı gelişmelere rağmen Amerikalılar sanat alanında çok bir şey yapmamışlardır, teknoloji öncüsüdürler ama Hollywood hâlâ Avrupa'nın öğrencidir.1920'li yıllarda Charlie Chaplin'i keşfeden Hollywood, bu gücü sonuna kadarkullanmış ve lider olmaya devam etmiştir; tâ ki 1950'lerde televizyonun ortaya çıkıp da insanları sinemadan uzaklaştırmasına kadar. O gün hava güzel; Mille Los Angeles'a dönmeseydi, olsaydı ve de filmler dağın üzerinde "Flagstaff" yazan bir yerde çekilir ve her şey de 'klasik Hollywood filmi işte' yerine, 'klasik Flagstaff filmi işte' derdik...

Bunları Biliyor muydunuz?

 İlk sesli film 1927'de Warner Brothers tarafından çekilen, Al Jolson'un oynadığı "The Jazz Singer" dı. İngiltere Hollywood'u taklit etmeyi biraz abartıp "Pinewood" adında bir

stüdyo kurmuştu. İlk renkli film 1933 yılında Walt Disney tarafından çekilen 'Üç Küçük Domuz'du.

Jules Verne'in kitabından uyarlanan, Georges Melies tarafından çekilen "Ay'a Seyahat"

filmi ilk bilim kurgu filmiydi.Thomas Edison bunu NewYork'ta gösterip yüklü paralar kazandıktan sonra Melies'e bir ödeme yapmadı. Mary Pickford 1928 yılında imzaladığı antlaşmayla starlık dönemini başlattı. Miş`li geçmiş zamanın geniş zamanı kullanılabilir... "... bir stüdyo kurmuştur"