| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Ana Sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar
3 "film" etiketi kullanan gönderi "film" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Jul
08
    
muharrem_vardar | 08 Temmuz 2008 13:06 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , ,  

SENARYO YAZARKEN


Senaryo yazmak isteyenlerin ilk sorduğu sorudur: "Nasıl senaryo yazılır?". Aslında senaryo yazmayı zor hale getiren piyasada satılan ve orijinaline pek benzemeyen edebi-senaryo kitaplarıdır. Bir de yönetmenin işine karışma, filmi kağıt üzerinde tarif etme ihtiyacı... Bunun yerine daha basit bir yöntemle yapımcıların sıkılmadan okuyacağı bir senaryo yazmak istiyorsanız aşağıdaki yazılanları dikkatle okumalısınız.


Günün birinde belki siz de sevdiğiniz bir filmden çıktığınız günlerden birinde okumak için birkaç senaryo almışınızdır ama acaba kaçınız gerçekten senaryo okudunuz? Belki elden geçirilmiş ve edebi bir hava verilmiş birkaç senaryo... Aslında bu senaryolar da unutulmaz birkaç sahneye göz atıldıktan sonra kütüphanelerin tozlu raflarına terk edilmiştir. Sevmediğiniz ya da hiç seyretmediğiniz bir filmin senaryosunun hiç şansı yoktur. Öylelerini kimse okumaz.

 Aslına bakarsanız okumanız için pek sebep de yoktur. Zaten senaryolar sizin okuma zevkinize hitap etmek üzere yazılmaz. Yönetmenler, yapımcılar, görüntü yönetmenleri, oyuncular, yapım tasarımcıları ve diğer sinema profesyonellerinden oluşan özel bir seyirci kitlesi için yazılırlar. Bu profesyonel seyirci, herhangi bir senaryoyu okurken, o senaryonun filme dönüştürülmesinin zor ve kolay yanlarını düşünür. Hiçbir senaryo, sonradan paketlenip filmin bitmiş halini görmüş seyirciye satılacağı düşünülerek yazılmaz.


AMERİKAN FORMATI

 Eğer yeni bir "Yurttas Cane" ya da "Kurtulus Günü" senaryosu yazmayı düşünüyorsanız öncelikle öğrenmeniz gereken senaryonun bir formül izlemesi gerektiğidir. Eğer bu formülü izlemezse okunma şansı bile yoktur.


Standart Amerikan formatına geçmeden önce özellikle Türkiye'de hâlâ çok moda olan Fransız formatına bakalım. Bu formatta sayfa ikiye bölünür ve bir tarafına diyaloglar, öbür tarafına da diyalog dışında yazılması gereken şeyler, mizansen yazılır. Ama bu pratik değildir, özellikle de bilgisayar ekranında...

Standart Amerikan formatında ise diyaloglar 7.5 santimetre genişliğindedir ve sayfanın tam ortasına yerleştirilir. Tanım bölümleriyse (mizansenler) 15 santimetre genişliğinde bütün satıra yayılır. Metinde koyu renk, altı çizili ya da italik harfler bulunmamalıdır. Nedenini sormayın. Karakter isimleri ve çeşitli talimatlar büyük harfle yazılır ve bu talimatların tümüne "sluglines" denir. Her metin parçasından sonra bir satır boşluk bırakılır. Bu metin parçası, bir "slugline", bir sahne ya da aksiyon tasviri, diyalog, "KESME" ya da "YUMUŞAK GEÇİŞ" gibi bir not olabilir.


Bu temel kurallara uyarak yazdığınız senaryonuzun ayni derecede kati bir başka kural olan "bir dakikalık sayfa" kuralına da (kartoteks) uyması gerekir. Bu kurala göre bir senaryo sayfası tamamlanmış bir filmin bir dakikasına eşittir. Prodüksiyonun planlanması açısından bu çok önemlidir çünkü çoğu filmde, her çalışma günü sonunda iki senaryo sayfalık malzemenin filme çekilmiş olacağı düşünülerek çalışılır.


Biçimle ilgili bu temel kuralların yani sıra senaryolar görsel ayrıntıyı yansıtacak şekilde tasarlanmalıdır. Yani "F.'nin canı çok sıkkındır." yerine "F. yatağa uzanmıştır. Yüzünde bir haftalık sakal vardır. Yatağının kenarındaki masanın üzeri kirli fincanlar ve bardaklarla doludur. Yarı aralık perdeden içeri gün ışığı süzülmektedir." türü bir şey yazmalısınız. Evet, böylesi daha uzundur. Ayrıca bu örnekte görüldüğü gibi iyi yazması daha zordur ama yine de bu açıklayıcı cümleler, senaryonun filme çekilirse nasıl olacağına dair daha çok şey gösterir. Senaryonun filme çekmeye değer olup olmadığının ve ne gibi zorluklar çıkaracağının değerlendirilmesini herkes için kolaylaştırır.

Bunun yani sıra senaryolar, diyalog yoluyla aksiyon ifade ederler. Bir zamanlar Hitchcock, çoğu filmi "konuşan insanların resmi" diyerek aşağılamıştı. Unutmayın ki burada aksiyon, dövüş, araba çarpışması ya da patlama anlamına gelmez. Basitçe, karakterlerin düşüncelerini, sesli olarak değil bir şeyler yaparak ifade etmeleri gerektiği anlamına gelir. Nefis Stephen King romanlarının sinema uyarlamalarının genellikle felaket oluşu da bundandır. Romanlarda zamanın çoğu karakterin kafasının içinde geçer. Oysa filmlerin ve dolayısıyla senaryoların görsel olmaları gerekir. İnsanlar bir romanda karakterin duygusal yaşamının enine boyuna incelendiği on sayfayı okumaktan mutluluk duyabilir ama bir filmde on dakikalık bir monolog sıkıcı gelir. Bu nedenlerle çoğu senaryodaki diyaloglar etkileyicidir ve yerinde kullanılmıştır


 
Jul
08
    





 
2005-2006 Yılları arasında sinema ve televizyon kursundan yapmış olduğum çalışmalarımı ve toplamış olduğum bilgileri sizlerle paylaşıyorum. aşağıdaki yazı, bir film eleştirisidir. umarım beğenirsiniz.

“YERİNDE OLSAM”

 ‘Yerinde Olsam’ Hollywood’un tipik formül filmlerinden biri... 

Filmin senaryosunu, birbirilerinden tamamen farlı karaktere sahip olan iki kız kardeşin öyküsünü anlatan “Yerinde Olsam” adlı romanın yazarı, Jennifer Weiner ile senarist Susannah Grand birlikte kaleme almışlar. “Los Angeles Sırları” ile Oscar alan yönetmen Curtis Hanson, filmi çevirmeden önce romanı okumadığı itiraf ediyor...

 

Bu bir çatışma filmi olduğuna göre denklemin her iki tarafına aynı ağırlıkta ve tutarlıkta oyuncu getirmek lâzım. Filmde, iki kardeşten güzel, havai olan ve kendini başarısız hisseden Maggie’yi canlandıran Cameron Diaz, “Bence çok cesur bir hikaye bu, üstelik sadece kadın filmi değil herkes için bir film. Bu filmin kariyerimde önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum. Hayat her an değişiyor, med-cezir gibi. Mutlu günlerimizde var, mutsuz günlerimiz de. Bu, filmde de her şey var, sadece bir komedi değil bu. Karakterler her olayı mizahla karşılamıyor” diyor. Maggie’nin karakteri, hem bilinen bir baştan çıkartıcı hem de öykünün sürekliliği bakımından seyirciyle arasında yakınlık kurması gereken bir karakterdir.

 

Eğer hatırlarsak Diaz’ın ilk filmi “Maske”de canlandırdığı en klasiğinden bir arzu nesnesine rağmen, sonrasında rol aldığı filmlerde sürekli ‘sarışın afet’ imgesini göstermiştir. Diaz, kendisinin de dahil olduğu modellikten sinemaya geçenler grubuna farklı bir tarz katıyor. Bunu yaparken kendisine baştan ayrılan etkileyici ve genç kadın karakterlerinden fazla uzaklaşmıyor. Karamsar ve göz alıcı Maggie için Cameron Diaz, ideal bir oyuncu.

 

Maggie’nin Princeton gibi iyi bir üniversiteden mezun olan gösterişsiz, ama başarılı kız kardeşi Rose rolünü ise Toni Collette oynuyor. Rose, Philadelphia’nın en büyük hukuk firmalarından birinde muhteşem dekore edilmiş bir ofiste avukat olarak çalışan, iyi bir evi olan, devamlı burnundan, kilolarından şikayet eden, ne giyerse giysin kendini iyi hissetmeyen, kendi kendine yarattığı bu güvensiz durum ile aşk hayatında mutlu olamayan genç bir kadın.

 

Toni Collete, geniş bir karakter yelpazesinden seçtiği rollerle perdedeki kişiliğini çeşitlendiren bir oyuncu. Avustralyalı aktris, uluslararası üne kavuştuğu “Muriel’s Wedding” deki rolü için 20 kilo alan ve bir daha hiçbir film için kilo almamaya karar veren Collette, yönetmen Curtis Hanson’ın ısrarı sonucu bu sözünü “Yerinde Olsam” için bozmak zorunda kalmış ve önce 12 kilo alıp sonra çekimler sırasında sıkı bir diyet ve egzersiz programıyla bu kiloları vermiş. Collete, filmle ilgili olarak, bir öyküde kendisini çeken şeyin karakterin bir şeylerle yüzleşip değişmesi olduğunu ifade ediyor.

 

Rose, Collette’in kariyerinde hiç sırıtmayacak tipte bir rol. Oyuncu, her ne kadar birbirinden farklı karakterleri doğal bir tarzda canlandırmasıyla ünlü olsa da tüm performanslarında tutarlı bir tavır da var. Collette, film teorisyeni Richard Dyer’ın ‘Star/Yıldızlar’ kitabındaki, ‘film yıldızlarının stillerinin, canlandırdıkları tüm rolleri beslediği’ söylemini doğrularcasına oynadığı her karakteri kendine özgü kılıyor. Bu açıdan bakınca ve geçmiş performanslarından yola çıkınca, Rose da Colette’in üstüne tam uyacak bir rol.

 

1950’lerin ve 60’ların komik kızı, 1980 sonrasının da karizmatik orta yaşlı kadını Shirley Maclaine’i “Yerinde Olsam”da yine karmaşık bir rolde, kız kardeşlerin varlığından haberdar olmadıkları anneanne rolünde görmekteyiz.

 

Film, aynı zamanda iki kız kardeşin ve büyükannelerinin yaşadığı değişimi de aktarıyor.

  MUHARREM VARDAR  / 2006


 
Jul
07
    
muharrem_vardar | 07 Temmuz 2008 11:03 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  
(Kung Fu Panda)
 
Gösterim tarihi: 04.Temmuz.2008
Yönetmen: Mark Osborne, John Stevenson
Oyuncular: Jack Black, Dustin Hoffman, Angelina Jolie, Ian McShane
Dil: İngilizce
Tür: Animasyon
Fragman:  İzlemek için tıklayınız
 
Orijinal seslendirme kadrosunda Angelina Jolie ve Jack Black gibi ünlülerin de bulunduğu Kung Fu Panda, küçükler kadar süyüklerin de keyifle izleyebileceği bir yapım. Stevenson var.


Konusu
Po, irikıyım, tutkulu ve biraz da sakar bir pandadır. Yaşadığı çevredeki en fanatik kung fu hayranı da odur. Ancak günlerini ailesinin işlettiği makarna restoranında garsonluk yaparak geçirmekte, bir yandan da sürekli tıkınmaktadır. Bu haliyle pek de kung fu’ya yatkın sayılmaz…

Ama hiç beklemediği bir anda, eski bir kehanetin gereğini yerine getirmek için görevlendirilince, hayalleri gerçek olur ve idolü olan efsanevii Öfkeli Beşli’nin yanında kung fu dünyasına katılır. Kung fu masterı Shifu’nun liderlik ettiği Öfkeli Beşli’nin üyeleri Kaplan, Turna, Mantis, Engerek Yılanı ve Maymun’la aynı safta dövüşme fırsatı bulmuştur.

Bir gün, tehlikeli ve kin dolu kar leoparı Tai Lung, cezaevinden kaçıp Barış Vadisi’ne gelir. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan Barış Vadilileri Tai Lung’a karşı korumak Po’ya düşer. Kung fu ustası hayalleriyle yaşayan Po, bu görevi yerine getirebilmek için elinden geleni yapmaya kararlıdır.

Bu büyük macerada Po, zaafı olarak gördüğü herşeyin aslında kendisi için bir güç kaynağı olduğunu farkecek ve kısa bir zamanda büyük bir kahramana dönüşecektir…